Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Reklamlar

.

 
 
 
          

 

 

Ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız,

Sunları kendinize seçin;

Tutkunuz,sevginin içinde erimek olsun,

Tutkunuz,aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun,

Tutkunuz,kendi Sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun, Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız,

Tutkunuz,kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor olsun teşekkur etmek olsun,

Tutkunuz,gün öğleye eriştiğinde oturup sevginin heyecanını düşünmek olsun,

Tutkunuz,gün akşama erdiğinde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun,

Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi birşeyler dileyip yatın;

Dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun…

 

 

 

 

 

 

 

 

martıların gözyaslarıdır

Dalgaların ucunda biriken köpükler..

Yasımı o kuslara yüklüyorum

Her çığlığın yanına gönüllü ilisiyor

Yitirdiğim umuttan sana kalan kafiyeler..

 

Kendimi

Talihsiz bir balıkçının oltsına benzetiyorum

Son bir umut gezinirken derinlerde

Durmadan kendi yalnızlığına takılan…

Ve çıktığında suyun yüzüne

Sahibinin avcu içinde yol boyunca kanayan…

 

Daha da soracak olursan

Saskın bir makinistim simdilerde…

Bildiği yolda ilerlerken

Girdiği ilk tünelin içinde kaybolan…

Ölü düslerin feri sönmüs

Bu son siir olsun diyorum

Bir yalana yazılan…

 

 

 

buda karma

 

 

HIKAYE

Senin dudakların pembe ellerin beyaz

Al tut ellerimi bebek tut biraz

Benim doğduğum yerlerde ceviz agaçları yoktu

Ben bu yüzden serinlige hasretim

Oksa biraz

Benim Dogdugum yerlerde bugday tarlaları yoktu

Benim dogdugum köylerde köyleri geceleri eskiyalar basardı

Ben bu yüzden  yalnızlıgı

Konus biraz

Benim dogdugum yerlerde insanlar gülmesini hiç bilmezdi

Gül birazBenim Dogdugum yerlerde  hep kuzey rüzgarları eserdi

Hep bu yüzden dudaklarım çatlak

Öp biraz

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin

Sende anlat dogdugun yerleri

Anlat biraz!..

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
                                           
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  

.2

bi gece yarısı uyandığımda başucumda melekleri farkettim ürktüm endişelendim bana bizden korkma bizi sana …. yolladı dedi seni koruyoruz …. sevgisi okadar büyükki biz seni bizleride koruyan rabbim var dedi…  
 
 
 
 
yıkık bi cocuk bahcesi gibiydi yüzüm .beni gördügünde şaşırmıştın ama bişey söylemedin ben alınırım diye ben anlamıştım sustum……bana öyle hayretle bakıyordun ki yüzümde saglam yıkılmamış bi yer arar gibi …be yine susuyordum..aslında gir iceri ve herşeyi dagıt kır barçala demek isterdim sana ….ama gücüm yoktu,sustum …gitmek için kalktın yanımdan cesaretim yoktu sana kal demek için …öleyce bakıyordum sana belki anlarsın kalırsın diye ..ama sen çoktan kalkmıştın gidiyordun..giderken o kanaya yüregimide yanına alıp götürmeni….ama sustum yıkık coçuk bahcesi gibi bir yüzle yüregi elinde kanayan birini ararsan burdayım …..ve bu defa karalıyom susmayacam……..
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 
                                                     ATATÜRK’ÜN   HAYATI 
 
 

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.

  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)

  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)

  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)

  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda

barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e "Atatürk" soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

ONDER BABA SANA OZELLLLLL

 

Yalniz Olanlara;
 
Ask bir kelebek gibidir,pesinden kostukça hep senden
kaçar.. En iyisi birak
 uçsun, inan ki hiç beklemedigin bir anda gelip
omzuna dokunuverir…Ask
 mutlu eder, bazen de üzer ama ask özeldir, askini hak
eden birine sunarsan
 eger..

 

 Sevgilisi Olanlara;
 
Askin amaci birileri için "mükemmel insan" olmak
degildir,seni  mükemmellige
 en çok yaklastiracak insani bulmaktir
..
 

 Capkinlara;
 

Sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. Içinde
olmayan duygulardan  varmis gibi sözetme..

Kimsenin hayatina kalbini kirmak için girme..Sevgi
 dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine
verebilecegin enbüyük
 aci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir…
 
Evli Olanlara;
 
 Seven insan "senin hatan"yerine "özür dilerim"
diyendir… "neredesin"
 yerine "ben buradayim" diyendir.. "nasil yaparsin"
yerine "niyeyaptigini
 anliyorum" diyendir.. ve ask "keske" yerine daima
"iyi ki"diyendir…
 


 Kalbi KirikOlanlara;
 
Kalp yarasi siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve
ilaci bu aciya  alismak degil, ondan ders çikarabilmektir.
 

Asik Olmaktan Korkanlara;
 
 Aska düs ama tökezleme,anlama bekleme, paylas ama
isteme,yaralan ama   asla  aciyi içinde büyütme…
 

Sevdigini Fazla Sahiplenenlere;
 
Sevdiginin bir baskasiyla mutlu oldugunu görmekten daha
aci bir sey   varsa,o  da sevdiginin seninle mutsuz oldugunu görmektir..
 

Askini Itiraf Etmeye Cekinenlere;
 
Sevdiginden ayrilinca ask aciverir,sevdigin seni terk
edince daha da çok  aci verir ama en acisi, onu ne kadar sevdigini
bilmesine hiç firsat  vermemektir..
 

 Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;
 
Hayatin en hüzünlü ani, deli gibisevdigin insanin buna
hiç degmedigini  gördügün andir ve en büyük kaybin onun için
harcadiginyillardir…Senin  askini su gün hak etmeyen, belki 10 sene sonra yine
haketmeyecektir…
 

 Birak, gitsin

 

 

trONDER’in sayfasına hoş geldınız

 

  

 

 kan ağlıyor gözlerim artık dayanamıyorum
Tutulsun ellerimden artık batıyorum giderek
sevgilerede yalan oluryormuş artık biliyorum
seviyorsun delicesine ama anlıyan yok artık
biliyorum sevgilerde yalan olmuş artık
derinlemesine yaralıyor kalbim dibine kadar
yetişemiyor artık ilaçlar merhemler kendini kandırmalar
durduramıyorum içimdeki sesi o sessiz çığlığı
sessizim ama içim içimi yiyor artık
bende bitirmek istedim bir noktada ama olmuyor artık
sebebsizce gidişin yıktı beni artık dayanamıyorum
sende yalanmışsın artık biliyorum
gerçek olan tek geride kalan acılar
bedenim daha ne  kadar dayanır bilmiyorum artık
bende yaşamak istiyorum ama ne çare kurtulamıyorum
diyorum bitti tamam herşey ama olmuyor
herşeyde sen varsın
burda yanımda, odamda, baktığım her yerde
kalbimden silemiyorum artık seni
sensizlik ne kadar zor biliyor musun?
her geçen gün eriyorum daha ne kadar dayanırım bilmiyorum
seni sensiz yaşamak bir odanın ışıksız kalması gibi
yürüyorum ama bulamıyorum bir çıkış kapısı
nasılım ne haldeyim bilmiyorum
dolanıp duruyorum sadece olduğum yerde
bir çıkış yolu bulamıyorum
tek bildiğim şey o karanlık odada seni aradığımı bilmek

 

”off offf  !! ”

 

 

 

DüNYa’Da BiR ÇoK iNSaN VaR 
   
 Kimi mutlukimi mutsuz
Kimi aglayıp kimi gülüyor
Ama mutluluga ve güzeliklige
Layık bir insan var
Oda sensin sen
Bembeyaz dünyada
Seninle yaşamak varken
Uzakta durmak gücüme gidiyor
   
Senin sevgini seninle
 Paylaşmak Varken
          
Seni sensiz yaşamak
   Zoruma gidiyor
  
Hani insan aglamak ister
   
Gözüzlerinden  Yaş gelmez
 
Hani gülmek ister
yürekten gülemez
 
Hani birini bekler
 Ve o HiÇ Gelmez
 
Ozaman ölmek ister
aMa eceli gelmez
 
 
 
 

                                     
 

kirli bir çocuk yüzüyüm kapında ama dünyanın en masum bakışlarıyla bakiyorum sana uzattım ellerimi seker değil istediğim yüreğini koy avuclarıma be yeter bana

Yalanlar bitmez dudaklar susmayınca sevgi olmaz gözler ışıl ışıl bakmayınca

Seni Günde bir kere düşünüyorum , o da 24 saat sürüyor…

Dünyada bir çok insan var.Kimi mutlu kimi mutsuz,Kimi ağlayıp kimi gülüyor ama güzelliklere ve mutluluğa layık bir insan var o da su an mesajımı okuyor

Bu dünyada 6 milyar insan var, 2999999999 milyonu uyuyor,1000000000 u yemek yiyor, 2000000000 u uyuyor, 1 güzel kız da mesaj okuyor..

En ağır isçi benim . Çünkü 24 saat seni düşünüyorum.

Seni sevecek kadar yaşasaydım ölümsüz olurdum

Rüyaların en güzelini görürken Allah’ın seni koruması için gönderdiği meleğin kanatları öyle büyük olsun ki;en masum anında sana kimseler zarar veremesin

Umutlarının bittiği yerde düşlerine sarıl;düşlerini paylaşacak birini ararsan ben buradayım

BİZ NE KADAR KIRMIZI PABUÇLU SIRIN KIZLARLA DANS ETMESİNİ BİLMESEK DE,KARTAL’IN BİLE UÇMADIĞI,ŞAHİN’İN BİLE YUVA YAPMADIĞI YERDE,ŞEYTAN’LA DANS ETMESİNİ BİLİRİZ..

SENİ TANIMADAN ÖNCE BEN DEĞİLDİM,SENİ TANIDIKTAN SONRA BENDEKİ BENSİZLİĞİN ASLINDA SENSİZLİK OLDUĞUNU ANLADIM..

Ne seni unutacak kadar zaman geçenek,nede geçen zaman seni unutturmaya yetecek,bırakıp gitsem de unuturum sanma,zaman alışmayı öğretir,unutmayı ASLA…

DALGALAR KIYIYA ÇARPARKEN SU SÖZÜ SÖYLER;SENİ SEVİYORUM…

 
 

 

 

 

 

 
 
             

 
 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
 

Sen;Bailes’s kadar tatlı,Tekila gibi çarpıcı,Dhmple kadar asil,Kanyak gibi sıcak,Şampanya gibi özel,Malibu kadar egzotik,Kokteyl kadar karmaşıksın…

Yabancı binalar önünden gidiyorum sessiz, içimde bir ses var benden sessiz

Bataryası zayıf rüyalarımızın kapsama alanı dışında kalan kesimlerine şebeke hatası sebebiyle ulaşamadık. Simdi yüreğimde fule çeken hatlarımla seni çoook seviyorum

Öfkeni yapraklara yaz sonbaharda dökülsün,derdini rüzgara yaz estikçe uzaklara Gotumsun,sevgimi kalbine yaz öldüğünde seninle gömülsün..

UNUTMA,UNUTULANLAR,UNUTANLARI,ASLA UNUTMAZLAR..

Layık olduğun yer seni kabul etmese bile,Giydiğin gelinlik yerine kefen olsa bile,
Ardından gözyaşı dökenin olmasa bile,Bekleme artık dönmem sana,Gözümde dinmeyecek yaşım olsan bile..

BİR KELEBEK UÇURDUM SANA DOĞRU.DAĞLARI DENİZLERİ ASTI,SENİ BULDU SANA MUTLULUK SUNDU.HİSSETTİN MI SÖYLE ÖYLESİNE DERİNDEN ÖYLESİNE İÇTEN??

Gözlerin bu sevdanın en güzel haliydi beni kendine aşık edeceğin her halinden belliydi yaram derindir aşkın için dağları delerim…

DOST VURULUNCA DEĞİL,”unutulunca ÖLÜR" VE BİZ SEVDİKLERİMİZİ KIR ÇİÇEĞİ GİBİ AVUCUMUZDA DEĞİL, KURSUN YARASI GİBİ YÜREĞİMİZDE TAŞIRIZ.!!

Sen çölde tek bir çiçek olsaydın seni kurutmamak için ömür boyu ağlardım prensesim….!!!

O boncuk gözlerini izlemek Ortaköy’den Boğazı izlemekten bin kat daha iyi..

Bize Adıyamanlı Derler Biz Kırmızı Pabuçlu Kızlarla Dans Etmeyi Bilmeyebiliriz Ama Şahinin Yuva Yapamadığı Yerlerde Ölümle Dans Edebiliriz..

Gül bahçesinde geçse de ömrüm, inan üstüne gül koklamam gülüm , seni koklamak olsa da ölüm, uğrunda ölmeye değer gülüm..

Dünyada 2 renk gül olsun,biri kırmızı diğeri beyaz,sen beni unutursan kırmızılar solsun,ben seni unutursam beyazlar kefenim olsun.

Kim bilir hangi aksam güneşle beraber bende söneceğim kim bilir hangi ellerden son suyumu içeceğim belki göremeden öleceğim fakat yinede seni ‘EBEDİYEN SEVECEĞİM’

Bir gün bir rüzgar eserse oralara.Benim sana olan sevgimi fısıldarsa kulağına unutma sende bana bir tutam sevgi yolla……..

Dünyan öyle bir kararsın ki, seni aydınlatan tek ışık gözlerim olsun

Sevmek ölmektir bence , ben de sevmiştim ölmeden önce

Sari giyer güneş olursun, Mavi giyer deniz olursun, Siyah giyer matem olursun, Kim bilir belki bir gün, Beyaz giyer benim olursun.